Git ve buna inandığın gibi yaşa

Okuma süresi yaklaşık: 2 dakika

“İşte, Tanrı’nın konutu insanların arasındadır. Onlarla birlikte oturacak. Gözlerinden bütün yaşları silecek.” Artık ölüm yok, artık yas yok, artık acı yok — hiç yaşanmadığı için değil, hepsi çoktan geçtiği için. Bütün hikâye ilk sayfasından beri tam olarak buna doğru ilerliyordu.

Hikâyenin kendisi bir ahlak dersiyle ya da özetle bitmiyor. Bir talimatla bitiyor: artık hikâyeyi bildiğine göre — git ve buna inandığın gibi yaşa.

Bu son gerçekten müjde, ama herkes için otomatik değil, ve bu kapanış bölümlerinin diğer yarısı hakkında dürüst olmakta fayda var. Cehennem, öncelikle Tanrı’nın dışarıdan uyguladığı bir ceza değildir — cennetin kendisinden yapıldığı Tanrı’yla ilişkinin basit ve kalıcı yokluğudur; O’nu reddetmekle geçen bir hayatın, kesinleşmiş doğal sonucudur. Bu, teselli edici değil, uyandırıcıdır — ve öyle olması amaçlanmıştır: “git ve buna inandığın gibi yaşa” sözünün sadece senin için özel bir teşvik değil, hâlâ ilişki yerine mesafeyi seçen sevdiğin herkes için acil bir söz olmasının nedeni budur.

Düşünmek için sorular

  • Bugünü, bu sonun kendi adın kadar kesin olduğuna gerçekten inanarak yaşasaydın, gün bitmeden ne yapardın farklı?
  • Buna inandığın gibi yaşamana hâlâ ne engel oluyor — korku, dikkat dağınıklığı, şüphe, yoksa sadece unutmak mı?
  • Hayatında hâlâ Tanrı’dan mesafeyi seçen kim var — ve bu seçimin nereye vardığı gerçeği, onlara ulaşma isteğinin aciliyetini değiştiriyor mu?

Dua

Tanrım, halkınla birlikte yaşayacak ve gözlerimizden her gözyaşını sileceksin. Bu son, bugün nasıl yaşadığımı biçimlendirsin. Beni oyalanmadan ve korkudan uyandır; tanıdığım ve senden hâlâ uzak duran insanlar için bana sevgi ve aciliyet ver. Amin.