İsrail ve kilise
Vahiy’de Yahudilerden ve İsrail’den söz edilişi gerçekten tartışmalıdır. Kitap onlardan neden bu şekilde söz eder ve bu gerilim nasıl çözülebilir?
Yahudilerle gerilim
İlk kilise döneminde Yahudi dini, uzun geçmişi nedeniyle Roma İmparatorluğu tarafından saygı görüyordu; Yahudiler, imparatora sadık kaldıkları sürece inançlarını özgürce yaşayabiliyorlardı.
Hıristiyanlar ise imparatorun beklediği tapınmayı ona göstermeyi reddettiler — daha da kötüsü, Roma’nın bakış açısından, etrafta dolaşıp insanları İsa adlı bir Yahudi’yi izlemeye ikna ediyorlardı.
İmparator başlangıçta Hıristiyanlığı sadece bir Yahudi mezhebi olarak gördüğü için, Yahudi topluluğu bu ilişki yüzünden baskı altında kaldı. Bazı Yahudilerin Hıristiyanları Romalılar önünde suçlamaya yönelmesinin nedenlerinden biri de kısmen budur: bu, imparatorun en azından kendilerinin Hıristiyanların tarafında olmadığını anlamasını sağlamanın bir yoluydu.
Vahiy’de Yahudiler
Vahiy Kitabı tek bir şey üzerinedir: İsa ve O’nun ışığında karara bağlanan her şey. Kitabın Yahudileri ele alışı da bundan farklı değildir.
Hıristiyanlarla Yahudiler arasındaki gerilimin somut olarak İzmir ve Filadelfiya’da yaşandığını zaten gördük; buralarda yerel Yahudiler İsa’ya tanıklık eden kiliseye saldırır — Yuhanna’nın onları Şeytan’ın sinagogu olarak adlandırmasının nedeni de budur. Aynı Filadelfiyalı Yahudiler’in daha sonra kilisenin önünde eğildikleri söylendiğinde, buradaki nokta onların kiliseye kurum olarak boyun eğmesi değil, İsa’yı kabul etmeye gelmeleridir.
Aynı dinamik 11. bölümde de karşımıza çıkar. İki tanığın öldürüldüğü yer, ruhsal olarak Sodom (bir günah yeri) ve Mısır (bir kölelik yeri) olarak tanımlanır — bu, Yeruşalim’in bir tasviridir, çünkü Rableri İsa’nın öldürüldüğü yer orasıdır. Dikkat çekici biçimde, burada “Yeruşalim” adının kendisinden bile kaçınılır.
Yine de, bütün bu gerilime rağmen Vahiy, argümanını hiçbir zaman etnik İsrail’in kendisine karşı çevirmez (bunun ne kadar ağırlık taşıdığı, 7. bölümdeki 144.000’i nasıl okuduğunuza bağlıdır). Kitabın baştan sona ele aldığı şey, insanların etnik kökeni değil, İsa’yla olan ilişkileridir.
Bunun nedeni, kilisenin İsrail’in yerini alan bir şey değil, İsrail’in bir parçası olmasıdır. Vahiy bu birliği birkaç yerde açıkça ortaya koyar: 4. bölümdeki 24 ihtiyar, 12 oymağı ve 12 elçiyi birlikte temsil eder ve 12 oymağın ile 12 elçinin isimleri Yeni Yeruşalim’de yan yana kazınmıştır. Cennetin kendisi de, dikkat çekici biçimde, tarafsız, mekânsız bir alan olarak değil, Yeni Yeruşalim olarak tasvir edilir — bu yüzden İsa’nın ikinci gelişinde fiziksel Yeruşalim’de ortaya çıkması hiç de şaşırtıcı olmaz. Vahiy’in Yahudiler hakkındaki dilinin neden bu kadar keskin çıkabildiğinin anahtarı da tam olarak budur: kilise İsrail’in bir parçası olduğu için, bazı Yahudiler ona açıkça saldırdığında bile kendi köklerini kesip atamaz.
Sonuç
Kilisenin önündeki zorluk, iki gerçeği aynı anda taşımaktır: hem İsrail’in bir parçası olmak hem de zaman zaman İsrail tarafından saldırıya uğramak.
Bu kitaptan, ister farklı kilise mezhepleri arasında ister Yahudi halkıyla ilişkimizde olsun, bugün aynı türden bir gerilimde nasıl yol alacağımıza dair öğrenebileceğimiz çok şey vardır.