Vahiy 20–22: Son, İyi Bir Haberdir

Okuma süresi yaklaşık: 4 dakika

Giriş

Birisi sizden “cennet” ve “cehennemi” tek bir cümleyle tanımlamanızı istese, muhtemelen şöyle bir şey söylerdiniz: cennet iyi insanların ödül olarak gittiği yer, cehennem ise kötü insanların cezalandırılmak için gittiği yer. Bu popüler versiyon ve hayal etmenin oldukça doğal bir yolu. Ama Vahiy’in gerçekte tasvir ettiği şey bu değil. Bu akşam hikâyenin sonuna geliyoruz — ve bu, hem popüler resimden hem de “korkutucu kehanetler” klişesinden çok daha iyi bir haber.

Ana Öğreti

Vahiy’in son bölümleri (20-22), genellikle Yeni Yeruşalim olarak adlandırılan şeyi anlatır — yeni bir gök, yeni bir yer ve Tanrı’dan inen bir şehir. Üzerinde durmaya değer birkaç ayrıntı var, çünkü bunlar bütün resmi değiştiriyor.

“Yeni” kelimesi “yakın zamanlı"dan daha fazlasını ifade eder. Metin Tanrı’nın “yeni bir gök ve yeni bir yer” yarattığını söylediğinde, basitçe “eskisinin taze bir kopyası” demiyor. Bu bir nitelik değişimini işaret ediyor — her zaman geçici olan bir dünyanın aksine, bu kalıcıdır. Eski Antlaşma’dan gelen pek çok uzun süredir beklenen umut — Tanrı’nın halkıyla birlikte yaşaması, acının sona ermesi, her şeyin düzeltilmesi — burada yerine gelir.

Tanrı’nın kendisi halkıyla birlikte taşınıyor. “İşte! Tanrı’nın konutu artık insanların arasındadır ve onlarla birlikte oturacaktır” (Vahiy 21:3). Bu, bütün Kutsal Kitap boyunca, Aden bahçesinden itibaren süregelen vaattir: öncelikli olarak iyi davranışın bir ödülü değil, yeniden kurulmuş yakınlık — Tanrı’nın insanlarla, hiç ayrılmadan, sonsuza dek birlikte olması.

Artık gözyaşı, ölüm, yas, ağlama ya da acı yok. Bunlar yasaklandığı için değil, kaynakları ortadan kalktığı için. Kayıp, keder ve korku hep ayrılıktan, güvensizlikten ve ölümden gelir — ve bunların hepsi geri alınmıştır.

İşte her şeyi yeniden çerçeveleyen ayrıntı: Yeni Yeruşalim mükemmel bir küp olarak tasvir edilir. Bu, tuhaf bir mimari tercih gibi gelebilir, ta ki Eski Antlaşma’nın tamamında tam olarak bu şekle sahip başka bir tek nesne olduğunu fark edene kadar: En Kutsal Yer, Yahudi tapınağının en iç odası, Tanrı’nın huzurunun o kadar yoğun bulunduğu yer ki, yalnızca tek bir kişinin — başkâhinin — girmesine izin veriliyordu, o da yılda yalnızca bir kez, sıkı koşullar altında. Herkes başka dışarıda, ihtiyaç ve kutsallık yüzünden uzakta tutuluyordu. Yeni Yeruşalim, antik dünyanın en dışlayıcı, en kısıtlı mekânını alıp, bütün sonsuz şehrin şekli hâline getiriyor. Orada bulunan her tek kişi, eskiden bir tek adama, yılda bir tek güne ait olan erişime sahip. Bu küçük bir ayrıntı değil — bütün mesele bu: orada bulunan herkes için Tanrı’ya tam, kısıtlanmamış bir yakınlık.

Peki ya cehennem? Vahiy ona neredeyse hiç yer ayırmıyor ve öncelikli olarak, cennetin iyilere verdiği ödülün karşısında, özellikle kötülere yönelik bir işkence odası olarak tasvir edilmiyor. Bundan daha basit ve bir bakıma daha düşündürücü: cehennem, Tanrı’dan kalıcı olarak ayrı olmanın nasıl bir şey olduğudur. Hayatta iyi saydığımız neredeyse her şey — umut, sevgi, huzur, amaç, bağışlanma — genellikle fark etmesek de, sonunda Tanrı’ya kadar uzanır. Bunları şimdi yaşıyoruz çünkü içinde bulunduğumuz bu dönem, Tanrı’nın insanları kendine çektiği bir dönem. Vahiy, bu dönemin sona erdiği bir noktayı tasvir ediyor ve insanlar kesin olarak ya Tanrı’yla ya da Tanrı’sız oluyor. Tanrı’sız olduğunda, geriye kalan, bu şeylerin hiçbiri olmadan doğal olarak kalan şey: ana görüntü olarak ateş ve çatallar değil, bağışlamamanın, kırgınlığın, yalnızlığın ve korkunun, hiçbir şeyin kesintiye uğratmadığı boşluğu.

Açıkça söylemekte fayda var: Vahiy, cehennemi insanları korkutup inandırmak için bir korku taktiği olarak kullanmıyor. Korkuyla manipülasyon yaklaşımı, kitapta açıkça Tanrı’yla ya da kiliseyle değil, canavarla ilişkilendiriliyor. Buna karşılık Tanrı, kimseyi kendisine yakınlaşmaya zorlamıyor. Birisi bu yakınlığı istemiyorsa, sonunda buna zorlanmıyor — ama bu, yalnızca bu yakınlıkla birlikte gelen şeyleri de alamayacağı anlamına geliyor.

Peki Bu Ne Anlama Geliyor

Burada üzerinde durmaya değer iki şey var. Birincisi: Vahiy hakkında başka ne düşünürseniz düşünün, kitabın gerçek sonu yok olma, kendi başına bir ceza ya da sonucu belirsiz korkutucu kozmik bir dram değildir. Bu bir restorasyon — bunu isteyen herkes için, düşünülebilecek en cömert şartlarda Tanrı’ya yeniden kurulan yakınlık. İkincisi: bu resimde cehennem, hikâyeye sonradan eklenmiş ayrı bir tehdit değil. Birinin, belki de baştan beri sessizce seçtiği Tanrı’dan uzaklığa nihayet, kalıcı olarak sahip olmasıyla geriye kalan şey. Bu da bütün soruyu, “cezalandırılacak mıyım?” sorusundan çok, “her iyi şeyin geldiği kişiye gerçekten yakın olmak istiyor muyum?” sorusuna dönüştürüyor.

Tartışma Soruları

  1. Cennetin bu resmi — iyi davranışla kazanılan bir ödül değil, herkesin erişebileceği Tanrı’yla yakınlık — hep varsaydığınız şeyle nasıl karşılaştırılıyor?
  2. Cehennemi “Tanrı’nın yokluğu ve bu yoklukla birlikte gelen her şey” olarak tanımlamak, onu aktif bir ceza resmiyle karşılaştırıldığında düşünme biçiminizi değiştiriyor mu?
  3. Şu anda tattığınız her iyi şey sonunda Tanrı’ya uzanıyorsa, bu “ona yakın olmak istiyor muyum” sorusuna vereceğiniz cevabı değiştiriyor mu?